Çocukların doğasını paylaşmak istediğim blog sayfamda biz yetişkinleri yazmanın da ayrı bir değer olduğu düşüncesindeyim. Beni bu yazıyı yazmaya zorlayan bir olayı size aktardıktan sonra devam etmek istiyorum yazıma. Bu trajik olay bir pazar günü yemeye doyamadığım bir tatlıcıda tatlımı afiyetle yerken gerçekleşti. İçeri üç yetişkin ve yanlarında beş altı yaşlarında bir kız çocuğu girdi. Dikkatimi çekmelerinin asıl sebebi çocuğun çok yüksek sesle konuşmasıydı. Bir duyma problemi olduğunu düşünmeme neden olan bu özelliği, zamanla yerini başka düşüncelere bıraktı. Şans eseri yanımdaki masaya oturan bu insanlar zamanla daha dikkat çekici bir hal aldı benim için. Oturdukları andan itibaren ellerine aldıkları “akıllı telefonlar”ından bir an olsun bile gözlerini ayırmamaları, dahası yanı başlarında kendini duyurmak için çırpınan çocuğa hiçbir dönüt vermemeleri gerçekten inanılmazdı. Siparişlerini vermek için kısa bir süre telefondan ayırdıkları gözleri, sipariş verir vermez yine aynı hızla telefonlarına yöneldi. İnanın yarım saat boyunca o güzelim tatlıyı bıraktım ve onları izledim. Acaba ne zaman birbirlerine tek kelime edecekler ya da ne zaman şu yavrucağı birisi duyacak diye sabırla bekledim. Beklediğim sadece tek bir kelimeydi. Bu tek kelime beklentim yerini umutsuzlukla bari bir göz kontağı olsun dileğine bıraktı ama nafile. Tam yarım saat boyunca ne bir kelime çıktı ağızlarından ne de bir göz kontağı gerçekleşti. En sonunda daha fazla dayanamayıp uzaklaştım oradan. Eğer bunu yaşamamış olsaydım şehir efsanesi canım bu kadar da olmaz diye düşünenlerden olurdum. Bu trajik olaya sahne olmak beni bugünün ebeveynleri noktasında düşünmeye itti.
Biraz olayı yumuşatmak ve günümüz dünyasına bir dönüp bakmak istiyorum. Belki de tüm o bireyler çok yoğun bir iş temposuna sahiptirler… Belki de o an yaptıkları görüşmeler çok önemli… Belki sanal ortamda takip ettikleri oyunun en heyecanlı yerindeler… Belki birbirleriyle iletişim kurmaktan zevk almayan bireyler… Belki çocuğun “gürültüsü”nden bıkmış haldeler… Doğru veya yanlış, haklı veya haksız tüm bu belkiler tek bir kapıya açılıyor o da iletişimsizlik. Ve çağımızın korkulu rüyası haline gelmeye başlayan bu sorun belkilerimize dönüp bir bakmamız gerektiğinin işareti.
Kendimizde var olan düğümleri çözüp ardından çocuğun dünyasına girebiliriz ancak. Bugünün çocukları tabiri günümüzde çok sık duyduğumuz ve devamında hep olumsuz cümleler kurduğumuz klasik bir tabir haline geldi. Özellikle yakındığımız en büyük sorun bugünün çocuklarının iletişim problemleri ve buna neden olduğunu ileri sürdüğümüz televizyon, bilgisayar, tablet, iphone ve türevleri. Ama bugün tüm bunları geride bırakarak biz yetişkinlerin bugününe bakmamız gerekiyor. Bugünün yetişkinleri teknolojinin doğru ve yanlış kullanımı arasında sıkışmış, geleneksellikten uzaklaşmamaya çabalarken kendini akıntının kollarında bulmuş, doğruyu bilmesine rağmen uygulamada zorlanan, iki arada bir derede kalmış bir halde. Bu halin içler acısı durumunun mağduru ise çocuklarımız.
Çocuğumu bilgisayar başından kaldıramıyorum diyen bir ebeveyn günün kaç saatini bilgisayar başında iş dışı işlerle ilgilenirken buluyor kendini, günün kaç saatini kitap okumaya ayırıyor, günün kaç saati çocuğunu/ eşini/ iş arkadaşını gerçekten dinliyor, günün kaç saati kendini anlatıyor… Hayat öyle hızlı akıyor ki bazen gün içinde bu sayılanları günün sadece yarım saatine sıkıştırmak durumunda kalıyoruz. Tüm gününü anne-babasından ayrı geçiren bir çocuğun akşam geldiğinde paylaştıklarını es geçiyoruz. Duymuyor ve belki de duyamıyoruz. Sadece kısa bir süre durun. Sadece durdurun zamanı! Tüm düşüncelerinizden arınıp, bir mum yakıp, ışıkları kapatın ve durun, dinleyin; dışarıdan geçen arabaların sesini, rüzgarın uğultusunu, akvaryumdaki balığın şıpırtısını, komşunuzun televizyon sesini, yağmuru, karı, hayatı dinleyin. Hızla akıp giden hayatımızı gereğinden daha hızlı yaşarken arada bir durun ve duyun tüm sesleri. En başta da size hevesle bir şeyler anlatan çocuğunuzu duyun. Onu duyun ki ileride onun ağzından dökülen kelimeleri yakalayamamanın ne kadar pişmanlık verici olduğu deneyimini asla yaşamayın… Onu duyun ki o da sizin gibi hayatı duyabilmeyi öğrensin…




